Karaciğer Yağlanması ve Beslenme Önerileri

Karaciğer : Protein, yağ, karbonhidrat metabolizmasından;  zararlı atık maddelerin vücudumuzdan uzaklaştırılmasına kadar birçok hayati konuda görev yapan bir nevi vücudumuzun fabrikası diyebileceğimiz büyük bir organdır. Karaciğer yağlanması son yıllarda gittikçe daha sık karşılaştığımız hastalıklardan biri haline gelmektedir. Karaciğer yağlanması riskini arttırabilen faktörlerin başında fazla kilolar, düzensiz kan şekeri, yüksek kan yağları, fazla alkol tüketimi gibi birçok neden bulunduğu düşünülmektedir. Bu yazımızda, karaciğer yağlanmasının vücudumuz açısından hangi riskleri getirebileceğini iyi bir şekilde anlayabilmek için karaciğerin görevlerinden başlayarak, yağlanmayı tetikleyen nedenler, kişide oluşmuş olan karaciğer yağlanması üzerine beslenme önerileri konusunda en güncel olan bilgileri sizlere aktaracağız.

1. Karaciğer organının görevleri nelerdir?

Karaciğerin birçok önemli görevi vardır. Beslenme ile ilgili başlıca görevleri şunlardır:

1.1 Karbonhidrat metabolizmasındaki etkinliği

Vücudumuz için gerekli olan enerjinin temel kaynağı karbonhidratlardır. Karbonhidratlı besinlerin tüketimi sonrasında kanda yükselen glikoz ( şeker) ; insülin hormonu sayesinde karaciğer, kas ve yağ hücrelerine geçiş yaparak hücrelerin beslenmesini sağlar. Eğer ihtiyaç duyduğumuzdan fazla şeker kanda birikirse, insülin hormonu fazla şekeri daha sonra kullanılmak üzere karaciğer ve kas hücrelerinde glikojen olarak depo eder. Glikojen, yüzlerce glikoz molekülünün bir araya gelmesi ile oluşan glikozun vücudumuzdaki depolanmış şeklidir. Kandaki glikoz seviyesinin hücrelerimizin ihtiyacını karşılama konusunda yetersiz kalması halinde glikojen yeniden glikoza dönüştürülerek kan dolaşımımız içerisine verilir.

Glikojenin glikoza dönüşümünden sorumlu olan iki hormon vardır. Hormonlardan biri tıpkı insülin gibi Pankreastan salgılanan Glukagon hormonudur. Diğer hormon ise Böbrek üstü bezlerinden salınan Adrenalin hormonudur. Kanda yetersiz glikoz olduğu durumlarda veya acil bir enerji ihtiyacı ortaya çıktığında, bu hormonlar devreye girerek karaciğer ve kas hücrelerinde depolanmış olan glikojenin glikoza parçalanmasına yardımcı olurlar.

Karaciğer; glukagon, insülin ve adrenalin hormonlarıyla ortaklaşa çalışarak kan glikoz şekerini ayarlamaya yardımcı olur. Kandaki şeker miktarı düşerse depoladığı glikojenin glikoza çevrilmesini sağlar, kan şekerini yükselerek normal seviyesine çeker. Eğer kandaki şeker yükselmeye başlar ise fazla olan glikozu depo şekli olan glikojene çevirir, böylece kandaki fazla olan glikoz azaltarak kan şekerini düşürür ve olması gereken normal seviyeye getirmeye yardımcı olur.

Besinler ile vücudumuza aldığımız karbonhidratların %80’i glikozdur. Ancak, karbonhidratlar aracılığı ile vücudumuza alınan glikoz dışında iki çeşit şeker daha vardır. Bunlar; Galaktoz ve Fruktozdur. Galaktoz, süt şekeri; Fruktoz ise meyve şekeri olarak bilinir. Çeşidi ne olursa olsun tüm karbonhidratlar metabolik faaliyetlerin sonucunda glikoza çevrilir. İşte karaciğerin karbonhidrat metabolizmasındaki bir diğer rolü de besinler ile vücuda alınan galaktoz ve früktozu glikoza çevirmektir.

1.2 Protein metabolizmasındaki görevleri

Hücre büyümesi ve gelişmesinden sorumlu olan, eskiyen dokuların yenilenmesini sağlayan, vücudumuzun yapıtaşı proteinler amino asitlerin zincir halinde birbirine bağlanması sonucu oluşan büyük organik bileşiklerdir. Proteinlerin sentezlenebilmesi (üretilebilmesi) için amino asitlere ihtiyaç vardır. Amino asitler, esansiyel amino asitler ve esansiyel olmayan amino asitler olarak ikiye ayrılır. Esansiyel amino asitler, insan vücudunda sentezlenemeye, dışarıdan besinler ile alınması zorunlu olan amino asitlerdir. Esansiyel olmayan amino asitler ise insan vücudunda sentezlenebilen amino asitlerdir. Karaciğer birçok amino asidin birbirine veya diğer ögelere çevrilmesinde rol oynar.

Amino asitlerin bir araya gelmesi ile oluşan proteinler yaşamımız için hayati önem taşımaktadır. Gereğinden fazla tüketildiğinde karaciğer tarafından deaminasyon denilen amino asitten amino grubunun çıkarılması yolu ile yıkıma uğrar. Amino asitten amino grubu çıkarıldıktan sonra amonyağa ( üre ) dönüşür. Üre, karaciğerde üretilen böbrekler yardımı ile vücuttan atılması gereken zararlı maddeler arasında yer alır. Fazla protein tüketiminin karaciğerlere ve böbreklere aşırı yük bindirmesinin sebeplerinden biri gereğinden fazla alınmış olan proteinlerin, amino asitlere dönüştürüldükten sonra deaminasyon yolu ile yıkıma uğrayıp atık ürün olan ve vücuttan atılması gereken üreyi ortaya çıkarmasıdır. Ayrıca, proteinler gereğinden fazla tüketildiğinde insan vücudunda protein olarak depolanamaz. Bu nedenle, vücuda ihtiyaçtan fazla alınan proteinler yağa dönüştürülerek karaciğerde depolanacaktır.

1.3 Yağ metabolizmasındaki görevleri

Karaciğerdeki yağ metabolizmasının beslenme ile ilgili olan en önemli görevlerinden biri gereğinden fazla alınan karbonhidrat ve proteinleri yağa çevirmesidir.

Karaciğerdeki yağ metabolizmasının beslenme ile ilgili olan en önemli görevlerinden diğeri ise safra tuzlarının yapımıdır. Karaciğerde oluşturularak safra kesesine gönderilen safra salgısı; safra kesesi aracılığı ile bağırsaklara dökülerek, besinlerle alınan yağın parçalanmasını ve emilmesini sağlar. Yağda eriyen vitaminler olarak bilinen A,D,E, K vitaminlerinin emiliminde rol oynar. Ayrıca, bazı zararlı maddelerin karaciğerden uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Safra salınımındaki çeşitli nedenlerle ortaya çıkan bir aksama, yağların emilimini yavaşlatabilir, özellikle yemeklerden sonra ortaya çıkan karın-göğüs ağrısı, gaz şikayeti ve gerginlik durumlarına sebep olabilir. Ayrıca yağda eriyen vitaminlerin emiliminin azalmasına neden olarak bir takım vitamin eksikliklerine de yol açabilir. Karaciğer, kolesterol yapımında rol oynar. Kolesterol, vücudumuzun tüm hücrelerinde bulunan yağ benzeri bir maddedir. Hayati fonksiyonları yerine getirmekte görevli olan kolesterolün belirli bir seviyede vücudumuzda bulunması gerekir.

1.4 Karaciğer organının beslenme ile ilgili olan diğer görevleri

  • A, D, B12 ve diğer B grubu vitaminler ile K vitamininin depolanmasını sağlar.
  • Karotenlerin A vitaminine çevrilmesinde görevlidir.
  • Detoksifikasyon görevi görür.
  • Karaciğer, vücudumuz için muhteşem bir doğal detox aracıdır.
  • Filtreleme özelliği sayesinde toksinleri vücudumuzdan idrar yolu ile uzaklaşmasını sağlar.
  • Alkol ve ilaçların zararlı etkilerinin azaltır.

2. Karaciğer yağlanması nedir?

Karaciğer yağlanması ( Hepatik Steatoz ) , normal yağ içeriği %10’dan az olan karaciğer hücrelerinde bu yağ miktarının artması durumudur.  Karaciğer yağlanmasının başlıca nedenleri arasında obezite, hiperlipidemi denilen kanda yüksek düzeyde yağ bulunması (özellikle yüksek trigligliserit), hareketsiz bir yaşam, yüksek kalorili ve şekerli besinlerin fazla miktarda tüketildiği diyetler, insülin direnci ve diyabet, genetik faktörler, aşırı alkol kullanımı ve bazı ilaçların yan etkileri yer almaktadır.

3. Karaciğer yağlanmasının belirtileri nelerdir?

Karaciğer yağlanması ilk aşamalarında genellikle bir belirti göstermez. Nadiren halsizlik, iyi hissetmeme, karnın sağ üst kısmında huzursuzluk-dolgunluk-hafif ağrı gibi belirtiler verebilir. Ancak bu belirtiler birçok başka hastalıkta da görülebilir.

4. Karaciğer yağlanması teşhisi nasıl konur?

Kan testlerinde karaciğer fonksiyon testleri olan ALT ve AST ‘nin yükselmesi veya ultrasonda karaciğer yağlanması saptanması ile birlikte Doktorunuzun değerlendirmeleri ile teşhis konur. Basit bir karaciğer yağlanması mı yoksa ilerlemiş bir yağlanma mı olduğu ise Doktorunuzun gerek duyması halinde yapılan karaciğer biyopsisi ile ortaya konur.

5. Karaciğer yağlanmasının vücudumuza olan zararları nelerdir?

Karaciğer vücudumuzun filtresi olması nedeniyle oldukça önemli bir organdır. Vücudumuz için birçok hayati konuda görev yapan karaciğer; karaciğer yağlanması dediğimiz hücrelerinde fazla yağ birikmesi sonucunda görevlerini ( fonksiyonlarını) zamanla aksatabilmektedir. Bu hayati görevlerin aksaması büyük sağlık sorunlarını ortaya çıkarabilmektedir. Toplumda görülme sıklığı giderek artmakta olan karaciğer yağlanması tedavi edilmez ise ilerleyerek siroza, karaciğer kanserine, karaciğer yetmezliğine yol açabilmektedir. Ayrıca, yapılan birçok araştırmada karaciğer yağlanması olan kişilerde; karaciğer yağlanması olmayan kişilere göre kalp damar hastalıkları ( kalp krizi, beyin felci vb) riski daha yüksek bulunmuştur. Yağlı karaciğer hastalığı olanlarda en sık ölüm nedeni kalp kaynaklı hastalıklardır. Erken evredeki karaciğer yağlanması genellikle herhangi bir zarara yol açmamaktadır. Ancak sağlıklı bir diyet uygulanması başta olmak üzere yaşam tarzında değişiklikler yapılmaz ise ciddi karaciğer hasarına neden olabilmektedir.

6. Karaciğer yağlanmasını tetikleyen faktörler nelerdir?

Karaciğer yağlanmasını tetikleyebilecek faktörleri 8 alt başlıkta inceledik.

6.1 Karaciğer yağlanması ve obezite ilişkisi

Obezite, insan vücudunda sağlığı bozacak ölçüde anormal ve aşırı yağ birikmesidir. Obezite tanısı konulurken kullanılan yöntemlerden ilki çoğu kişinin bildiği Beden Kitle Indeksi’ni ( BKI) değerlendirmedir. BKI hesaplanırken; kilonuzu boyunuzun karesine bölmeniz gerekir. Eğer çıkan sonuç 25 ile 30 arasında ise fazla kilolu; 30 ile 35 arasında ise obez; 35 ve üzerinde ise aşırı obez olarak tanımlanırsınız. Ancak, BKI obeziteyi tanımlamakta hala geçerli olarak kullanılan bir yöntem olsa bile, bazı durumlarda tek başına obezite durumunu tanımlamakta yeterli olmayabilmektedir. Bu nedenle kişinin yaşına, cinsiyetine uygun bir şekilde vücut analiz cihazları ile yapılabilen, ikinci bir obezite tanı kriteri olan vücut yağ oranı ve vücut yağ dağılımı ölçümleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Vücut yağ oranı erkeklerde %25 ve üzerinde; kadınlarda ise %30 ve üzerinde obezite için risk demektir. Ancak yağ analizleri de yaşa göre değişiklik gösterebilmektedir. Tanı konulurken ve kişi değerlendirilirken bireysel olarak ele almak en doğrusu olacaktır.

Obez bireylerde görülen aşırı yağlanma durumunda özellikle abdominal yağlanma dediğimiz karın bölgesi yağlanması oldukça tehlikelidir. Abdominal obez kişilerde birçok riskli sağlık sorunu ile birlikte karaciğer yağlanması sıklıkla görülmektedir.

Obezitenin asıl sebeplerinden biri; vücuda harcayabileceğinizden fazla kalori alımıdır. Vücuda harcayabileceğimizden yani ihtiyacımız olandan fazla aldığımız protein, yağ ve karbonhidrat içerikli besinler; besin kaynaklarının sürekli sağlanamadığı bir açlık döneminde, yaşamı sürdürebilmek için hemen enerji olarak kullanılmak üzere vücut dokularında depolanır. Kandaki şeker ve yağ miktarını ayarlamaya yardımcı olduğunu görevlerini incelerken öğrendiğiniz karaciğer ise sürekli olarak vücuda yağlı, şekerli ve yüksek kalorili besinlerin alımını dengelemeye çalışsa da bir süre sonra bu durumdan yorulacak, artık kendi hücrelerinde de fazla miktarda yağ depolamaya başlayacaktır.

Dünya Gastroenteroloji Dergisi’nde ( WJG)  yayınlanan bir araştırmaya göre, obezite ile karacier yağlanması arasında güçlü bir ilişki olduğu ortaya konulmuştur. Bu araştırmada obez olan bireylerde karaciğer yağlanması görülmesi %80 kadar yüksek bir oranda bulunurken, normal bir BKI’ne sahip olan bireylerde ise %16 olarak belirlenmiştir.

6.2 Karaciğer yağlanması ve insülin direnci ilişkisi

Hücrelerimiz enerji üretebilmek için besinlere (glikoza) ihtiyaç duyarlar. Ancak hücrelerimiz besinleri kendi imkanlarıyla kanımızdan alamazlar. Bu durumda Pankreas organına gönderilen sinyal ile insülin hormonu kana salınır. İnsülin hormonu kanda bulunan şekerin hücrelerin içine geçişini sağlar, fazlasını ise depolanmak üzere ilgili birimlere gönderir. Ancak hücrede insülin hormonuna karşı bir direnç oluştuğunda insülin hormonu besinleri hücre içine geçirmekte zorlanır. Pankreas kan şekerini dengeleyebilmek amacıyla kana insülin hormonu göndermeye devam etse de şeker yeteri kadar dengeye alamaz. Kan şekerini dengeleyebilmek amacıyla Pankreas gittikçe daha fazla insülin salgılar. Kanda hem kan şekeri hem de insülin hormonu yükselir.

Karaciğerin kanda bulunan insülin hormonu ile yakından ilişkili olarak kandaki şeker oranını tespit ettiği düşünülmektedir. Karaciğer kanda fazla miktarda şeker ve insülin hormonu tespit ettiğinde, kanda yüksek miktarda bulunan glikoz moleküllerini birleştirerek glikojene dönüştürür. Glikojen, kanda gereğinden fazla miktarda bulunan glikozun karaciğerdeki depolanmış halidir.

Karaciğer glikojeni hayati tehlikelere karşı vücudumuzu korumak için kullanır. Ancak hücreleri glikojene doymuş olan karaciğer daha fazla şekeri glikojene dönüştürmek istemez. Bunun yerine yağ asitlerine dönüştürmeyi tercih ederek kanda biriken fazla şekerin yağ dokularımızda depolanmasını sağlar. Zamanla şekerin yağ asitlerine dönüştürülmesinden karaciğer hücreleri de etkilenir. Yağ dokularımıza gönderilmesi gereken yağ asitlerinden bir kısmı karaciğer hücrelerinde depolanmaya başlar. Bu durum ise karaciğer yağlanmasına sebebiyet verecektir. Kısacası tedavi edilmemiş bir insülin direnci özellikle Tip 2 diyabet, abdominal yağlanma, karaciğer yağlanması gibi durumların oluşması için risk faktörüdür.

Bilgi notu:

Eğer, tedavi edilmemiş insülin direnci sonucunda Tip 2 diyabet gelişmiş ise kanda insülin hormonu eksikliği bulunur. Kan şekeri oranı tahmini yaparken kanda bulunan insülin hormonu düzeyine bakan karaciğer, kan şekeri tahminini doğru yapamaz. Kan şekeri yükselmiş durumda olsa bile karaciğer kanda yeterli insülin hormonunu göremediği için vücudun daha fazla şekere ihtiyacı olduğunu düşünecektir. Bunun sonucunda depo ettiği glikojeni, şekere parçalayarak kana gönderecek ve kan şekerinin gittikçe yükselmesine neden olacaktır. İşte diyabetli hastaların en çok aklını karıştıran konulardan biri olan sabah uyandıklarında yemek yememiş olsalar dahi kan şekerlerinin yüksek çıkmasının nedeni Pankreas’ın bozulmuş insülin yanıtı sonucunda karaciğerin verdiği tepkidir. Hatta kandaki insüline bağlı tepki veren karaciğerin Tip 1 diyabet ile arasında da bir ilişki olduğu düşünülmektedir. Tip 1 ve Tip 2 diyabetli bireylerde karaciğer yağlanmasının normal bireylere göre daha sık görüldüğünü destekleyen araştırmalar bulunmaktadır.

6.3 Karaciğer yağlanması ile metabolik sendrom

Metabolik sendromun hala standart bir tanımı bulunmamaktadır. Buna karşın pek çok kaynakta; kalp ve damar hastalıklarına risk oluşturabilecek olan birden fazla hastalığın bir arada bulunması durumu olarak tanımlanmaktadır.Tip 2 diyabet ve insülin direnci,  abdominal (karın bölgesi) obezite, kan yağları olan trigliseritler ve kolesterolün aşırı yüksekliği olarak tanımlanan dislipidemi, hipertansiyon gibi durumlardan en az iki tanesinin bir arada görülmesi metabolik sendromu oluşturabilmektedir. Metabolik sendrom tanısı konulurken ilk olarak değerlendirilmesi gereken noktalardan bir tanesi kişinin bel çevresindeki abdominal yağlanma dediğimiz yağlanma durumudur. Erkeklerde bel çevresi 94 cm ve üzeri, kadınlarda ise 80 cm ve üzerinde ise metabolik sendrom durumu değerlendirilir.

Karaciğer yağlanmasının obezite ve kan şekeri yüksekliği ile yüksek oranda ilişkili olduğunu yukarıdaki maddelerde incelemiştik. Metabolik sendrom ile insülin direncinin ve abdominal yağlanmanın yakından ilişkili olduğunu bilmemiz, karaciğer yağlanmasında metabolik sendromun etkisini anlamamız için önemlidir. Çünkü tıpkı karaciğer yağlanmasında olduğu gibi metabolik sendromun da iki ana bileşeni glikoz ve trigliseritlerdir. Karaciğer fazla şeker alımı sonucunda yağ dokularımıza depolamaları için yağ asitlerini gönderir. Gönderdiği bu yağ asitleri trigliseritlerdir. Trigliseritlerin büyük çoğunluğu yağ dokularında depolanır. Trigliserit yüksekliği ve kan şekeri yüksekliğinin risk faktörlerinin başında geldiği metabolik sendromun bu nedenle karaciğer yağlanması üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Yapılan araştırmalar, karaciğer yağlanması olan bireylerin %90’ında metabolik sendromu oluşturan hastalıklardan en az birinin bulunduğunu göstermektedir.

6.4 Karaciğer yağlanması ve yüksek kan yağları ilişkisi

Kan yağları, kolesterol ve trigliseritler olmak üzere iki ana gruba ayrılır.

6.4.1 Yüksek kolesterol

Kolesterol, her insanın kanında bulunan büyük oranda insan vücudunda üretilmekte olan yaşam için gerekli bir çeşit yağdır. İnsan vücudunda; kortizon, erkeklik ve kadınlık hormonu ile hücre zarlarımızın yapımında rol alarak ayrıca yağların sindirimi için gerekli olan safra asitlerinin üretilmesine katkı sağlamaktadır. Kolesterolün az bir kısmı ise dışarıdan besinler aracılığı ile alınmaktadır. Kolesterol içeren besinler et, süt gibi hayvansal gıdalar ile yağlardır. Sıklıkla iyi ve kötü kolesterolden bahsedildiğini duyabilirsiniz. İyi kolesterol HDL, kötü kolesterol ise LDL olarak bilinir. Kolesterolün bir parçası olan LDL, kanda kolesterolü taşıyan esas maddedir. Kanda LDL kolesterol oranının yüksek olması kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini arttırabilmektedir. LDL, damarların iç yüzeyine yapışarak plak denilen yapıları oluşturur. Bu plaklar ilerleyerek damar tıkanıklıklarına yol açabilmektedir. HDL kolesterol ise LDL kolesterolü taşıyarak damar duvarından uzaklaştırma görevi görür. Bu nedenle HDL kolesterolün belirli bir oranda yüksek olması kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu olarak kabul edilir.

Bunların dışında bir de kötü kolesterol grubunda yer alan VLDL ( çok düşük yoğunluklu lipoproteinler) bulunmaktadır. VLDL’nin görevi, bağırsaklar tarafından emilen yağların ( özellikle trigliseritler) karaciğere gönderilerek depolanmak üzere ilgili hücrelere iletilmesini sağlamaktır. VLDL tıpkı LDL gibi kanda düşük oranda bulunmalıdır. LDL’den farklı olarak besinler ile alınamaz. Sadece vücutta üretilir.

6.4.2 Yüksek trigliserit

Trigliseritler, yağın doğada bulunduğu halidir. Vücudun enerji depolarını oluşturmaktadır. Karaciğer ve yağ hücrelerimizde depolanmış olan yağların büyük bir kısmını trigliseritler oluşturmaktadır. Trigliseritler; tıpkı kolesterol gibi bir kısmı vücutta üretilirken, bir kısmı besinlerle alınmaktadır. Trigliseritlerin yükselmesine neden olan besinsel kaynaklardan en önemlisi alkoldür. Alkolün dışında ise aşırı karbonhidrat, aşırı meyve, şeker ve şekerli besinlerin tüketimi gelmektedir.

Karaciğer yağlanması, kan yağlarının yüksekliği ile ilişkilidir. Kandaki yüksek kolesterolün karaciğer yağlanması üzerinde düşük düzeyde etkisi olduğu düşünülmektedir. Ancak yağlı bir karaciğerin LDL kolesterolü arttırabildiği görülmüştür. Kanda bulunan yüksek trigliserit düzeyi ile karaciğer yağlanması arasında ise daha güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Çünkü karaciğer trigliseritleri işleyerek hücrelere gönderilmeleri için kana salınmasında görev alır. Sağlıksız bir diyet sonucu, yüksek şeker ve kalori alımı karaciğerin trigliserit işlenmesini de arttıracaktır. Karaciğerin, trigliserit işlenmesini arttırması yağ dokularında ve kendi hücrelerinde aşırı trigliserit birikmesine neden olacaktır. Karaciğer yağlanması adı verilen durum da karaciğer hücrelerinde fazla miktarda trigliserit depolanmasıdır.

Yapılan birçok araştırmada karaciğer yağlanması olan kişilerin kanlarında; yüksek trigliserit, düşük HDL ve yüksek LDL bulunduğu gözlemlenmiştir.

6.5 Karaciğer yağlanması ve PCOS ilişkisi

Polikistik over sendromu ( PCOS ), kadın üreme sisteminin bir parçası olan yumurtalıklarda; irileşme, birçok küçük kist oluşumu ile karakterize olup kişide hormonsal problemlere zemin hazırlayabilen endokrin bir hastalıktır. Günümüzde oluşum nedeni kesin olarak bilinmemektedir. PCOS’lu olan kadınların büyük bir kısmında dislipidemi, yüksek androjen ve yüksek insülin direnci de görülebilmektedir. Yapılan araştırmalar, PCOS’un kas ve karaciğer dokularının insüline olan duyarlılığını kaybedebildiklerini göstermiştir. Karaciğer kan şekerini dengelemek için insülin hormonu tespitini doğru yapmak zorundadır. Sağlıklı bir diyet, yaşam tarzı değişikliği ve ilaç tedavisi ile kontrol altına alınmamış olan PCOS; karaciğerin insüline olan duyarlılığını gittikçe kaybetmesine sebebiyet verebilir. İnsülin hormonuna karşı duyarlılığını kaybetmeye başlayan karaciğer, karaciğer yağlanmasına neden olan büyük risklerden biridir.Özellikle obezite, insülin direnci ve PCOS gibi birbirlerini tetikleyebildikleri düşünülen hastalıklar bir arada görüldüğünde karaciğer yağlanması için daha büyük bir risk oluşturabilmektedir.

Yapılan bazı arıştırmalar, PCOS’da görülen yüksek androjen değerlerinin de karaciğer yağlanmasını tetikleyebileceğini göstermektedir. Androjen, böbrek üstü bezlerinden salgılanan bir hormondur. Büyüme ve gelişmede rol oynadığı için her iki cinsiyette de salgılanır. Kadınlarda, kanda yüksek oranda androjen hormonu bulunması seste kalınlaşma, vücutta kıllanma, erkek tipi saç dökülmesi ve sivilcelenme gibi durumlara neden olabilir. Kanda yüksek oranda bulunan androjen hormonu yüksekliği, PCOS ile yakından ilişkili olduğu düşünülse de bu yüksekliğin karaciğer yağlanması üzerinde etkileri hala kesinlik kazanmamıştır. Yapılan çalışmalar, andojen hormonu yüksekliğinin karaciğer yağlanmasını tetikleyebildiğini düşündürse bile araştırma sonuçları bu konu üzerinde daha fazla araştırma yapılması gerektiğini belirtmiştir.

Bilgi notu:

Birmingham Üniversitesi Metabolizma ve Sistem Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Profesör Wiebke Arlt: Üniversitelerinde yapılan araştırmalar sonucunda PCOS’lu kadınlarda artan erkeklik hormonları sebebiyle karaciğer yağlanması risklerinde artış gözlemlenebildiğini, ancak bu artışın kesinleştirilebilmesi için düzenli bir şekilde yapılacak daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyduklarını belirtmiştir. Ayrıca Birmingham Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar sonucunda PCOS’un kadınlarda sadece düşük doğurganlığı değil önemli ölçüde metabolik komplikasyonları da beraberinde getirebildiği gözlemlenmiştir. Profesör Wiebke Arlt : Bulunan bulgulara göre PCOS’lu kadınların yalnızca hamilelik planladığı dönemde değil yaşamları boyunca bütünsel sağlık hizmetlerine önem vermeleri gerektiğini belirtmiştir. Uygulamalı Sağlık Enstitüsü’nden Dr. Krish Nirantharakumar ise; PCOS ile birlikte erkeklik hormonu artmış olan kadınlarda iki kat daha fazla karaciğer yağlanması gözlemlediklerini  belirterek, özellikle ana erkeklik hormonu olan testesteron yüksekliği bulunan kadınların normal kiloda dahi olsalar karaciğer yağlanması riskinin daha yüksek oranda görüldüğünü söylemiştir.

6.6 Karaciğer yağlanması ve hamilelik ilişkisi

Hamilelik dönemine özgü olarak nadir de olsa akut ( çabuk ilerleyen, ilerlemiş) karaciğer yağlanması görülebilmektedir. Özellikle üçüncü trimester dediğimiz hamileliğin son üç ayında ortaya çıkmaktadır. Karaciğer enzimlerinin artması ile ortaya çıkan hamilelikte akut karaciğer yağlanmasının nedeni tam olarak bilinmemektedir. Oldukça nadir görülen bir hastalık olmasına karşın hastalığın şiddetli olduğu durumlarda annenin hayatını riske atabilecek komplikasyonlar (başka hastalıklar) geliştirebilmektedir. Kaşıntı, gebelik döneminde görülen akut karaciğer yağlanmasının belirtilerinden biri kabul edilmektedir. Kaşıntı dışında halsizlik, yorgunluk, karın ağrısı gibi belirtileri de olabilmektedir. Gebeliğin akut yağlı karaciğeri, genellikle doğum gerçekleştiğinde hızla iyileşebilen bir hastalık olduğu için gebeliğin erken sonlandırılması tercih edilebilmektedir. Bu nedenle gebeliğin akut karaciğer hastalığı sıklıkla erken doğuma neden olur. Ancak gebelikte rastlanan her karaciğer yağlanması “gebeliğin akut karaciğeri” olduğu anlamına gelmez. Bu dönemde rastlanan karaciğer yağlanması başka nedenlerden de kaynaklanıyor olabilir.

6.7 Karaciğer yağlanması ve hipotiroid ilişkisi

Tiroit bezi, boynun orta kısmında bulunan endokrin bir bezdir. Tiroit bezinin salgıladığı T3 ve T4 adı verilen hormonlar vücudumuz için oldukça önemlidir. Metabolizmamızın düzenli çalışması büyük ölçüde tiroit hormonları aracılığı ile sağlanır. Kalp atım hızı, kolesterol düzeyi, vücut ağırlığı, lipid ve karbonhidrat metabolizması gibi birçok fonksiyon tiroit bezlerimizin düzenli çalışması ile doğrudan ilgilidir. Eğer çeşitli nedenlerden dolayı tiroit hormonlarının salınımı azalırsa “hipotiroid” denilen durum oluşur. Tiroit bezinin yeterli çalışmaması; kalp atım hızında yavaşlama, kabızlık, kilo artışı, regl dönemlerinde bozulmalar, halsizlik gibi sonuçlara sebep olabilmektedir. Tiroit bezinin yeterli çalışıp çalışmadığını beynin hipofiz adı verilen bölümünden salgılanan TSH Hormonunun değerleri belirlemektedir. TSH, tiroit bezini uyayarak T3 ve T4 hormonlarını üretmesini ve ürettiği hormonları kana salmasını sağlar. Hipotiroid adı verilen durumda, TSH kanda yükselmesine rağmen tiroit bezi uyarılamaz, hormon salgılama görevini yeteri kadar yerine getiremez.

Yapılan araştırmalar, hipotiroidi olan hastalarda karaciğer yağlanması görülme riskini normal tiroit fonksiyonuna sahip bireylere göre daha yüksek bulmuştur. Ancak araştırmaların sonuçlarına bakıldığında, hipotiroit durumunun karaciğer yağlanmasını arttırdığı görülse de  bu riskin karaciğeri doğrudan etkileyip etkilemediğini söyleyebilmemiz için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu görmekteyiz. Yine araştırmalar, hipotiroit hastalığının karaciğeri dolaylı olarak etkiliyor olabileceğini de belirtmektedir. Hipotiroit hastalığının getirdiği sonuçlardan insülin direnci, dislipidemi, obezite gibi metabolik sendromu oluşturan hastalıklarla doğrudan ilişkili olması nedeniyle karaciğer yağlanmasını hızlandırabileceğini göstermektedir.

6.8 Karaciğer yağlanması ve alkol ilişkisi

Halk arasında alkollü içki olarak bilinen içeceklerin alkol oranını içindeki etil alkol (etanol) miktarı belirlemektedir. İçinde %0.5’ten daha fazla etonol bulundurarak keyif veren içeceklere alkollü içecek denilmektedir. Etanol vücudumuzda ayrıştırılarak kullanılabilir. Bu ayrıştırma sayesinde toksik etkisi azaltılmış olur. Vücuda alınan alkol, ince bağırsaklarımızdan emilerek kan dolaşımına geçer. Kan dolaşımına giren alkolün ilk uğrayacağı organ karaciğerimizdir. Karaciğere gelen alkol hemen ayrıştırılamaz. Bu nedenle kan dolaşımı ile kalbe gönderilir. Kalp kendisine gelen kanı pompalayarak akciğerimize gönderir. Kan aracılığı ile akciğerimize gelen alkolün bir kısmı, kanın temizlenmesi sırasında nefes ile dışarı atılır. Alkol alındığı zaman nefesinizin kokmasının nedeni kan dolaşımında alkolün izlediği bu yoldur. Alkolün bir kısmı böbreklerimiz aracılığı ile süzülürken geri kalan kısmı ise detoksifikasyon görevi ile yakından ilgilenen organ olan karaciğerimiz sayesinde vücuttan atılmaktadır. Karaciğerlerimizdeki alkol karaciğer enzimleri aracılığı ile parçalanarak asetaldehit denilen toksik bir yan ürün ortaya çıkarır. Asetaldehit, karaciğer fonksiyonlarına zarar verebilen bir yan üründür.

Karaciğer, alkolü toksik olarak bir madde olarak gördüğü için oldukça önemli olan detoksifikasyon görevi nedeniyle, alkol vücuda alındığı zaman; birçok metabolik görevini ikinci plana atacak, önceliğini alkolü vücuttan uzaklaştırmaya verecektir. Aşırı alkol tüketiminde, karaciğer yağ asitlerinden enerji üretme görevini ikinci plana atacağı için, yağ asitlerini kendi bünyesinde biriktirmeye başlar. Bu durum karaciğer yağlanmasına sebebiyet vermektedir.

Bunların dışında ise alkolün vücuttan su atıcı etkisi bulunmaktadır. ( Diüretik etki) Karaciğerin, vücudumuzdaki birçok organ gibi görevlerini etkili bir şekilde yapabilmesi için suya ihtiyacı vardır. Bu nedenle fazla alkol tüketimi, karaciğerin fonksiyonlarını yerine getirmesini engelleyebilmektedir.

Avustralya Ulusal Sağlık ve Tıp Konseyi tarafından en son yayınlanan kılavuza göre; günlük alkol tüketimini, 20 gr saf alkolün altına indirmenin, alkolden kaynaklanan hastalık risklerini azaltabileceği belirtilmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü ( WHO) ise karaciğer yağlanması başta olmak üzere alkolün neden olabildiği hastalıklara yakalanma riskini azaltabilmek için; kadınlara günde 20 gr altında, erkeklere 30 gr altında alkol tüketmelerini önermektedir.

7. Karaciğer yağlanması için yaşam tarzı ve beslenme önerileri

Karaciğer yağlanması tedavisinde; yaşam tarzında değişiklikler, alkol tüketimini sınırlama, hareketli bir yaşam ve sağlıklı bir diyet uygulama oldukça önemlidir. Yapılan araştırmalar, sağlıklı ve dengeli bir beslenme programı beraberinde kilo kaybı sağlanan hastalarda karaciğer yağlanmasının klinik tablosunda iyileşme görüldüğünü belirtmektedir.

Uygulanan diyetin; hücre hasarına karşı mücadele eden, vücudun insülin kullanmasını kolaylaştıran, inflamasyonu (iltahap )düşüren besinler içermesi karaciğer yağlanmasını önlemeye ve iyileştirmeye yardımcı olabilmektedir. Bu nedenle diyet programının tamamen kişiye özel olması oldukça önemlidir. Karaciğer yağlanmanız var ise mutlaka bir diyetisyene danışarak nasıl beslenmeniz gerektiğini öğrenmelisiniz.

7.1 Fazla kilolarınızdan kurtulun.

Fazla kilolar karaciğer yağlanmasının en önemli sebeplerinden bir tanesidir.  Beden Kitle İndeksi 25 ve üzerinde olan bireyler ile yağ oranı erkeklerde %20 ve üzeri, kadınlarda %30 ve üzeri olan bireyler karaciğer yağlanması açısından riskli gruptadır. Sağlıklı ve dengeli düzenlenmiş bir beslenme programı ile kontrollü bir şekilde kilo kaybı, karaciğer yağlanmasının klinik tablolarında iyileşme sağlayabilmektedir. Ancak dikkat edilmelidir ki bilinçsizce yapılan, hızlı kilo verdiren, çok düşük kalori içeren diyetler karaciğerinize daha büyük zararlar verebilmekte ve hatta klinik semptomlarını kötüleştirebilmektedir.

7.2 Düzenli beslenmeye özen gösterin.

Düzensiz beslenme genellikle beraberinde sağlıksız beslenme durumunu da getirebilmektedir. Çünkü öğün atladığınızda bir sonraki öğünde daha fazla yeme isteği duyabilirsiniz. Ayrıca ana öğünler atlandığında veya geçiştirildiğinde çoğu kişi gereksiz atıştırmalıklara daha fazla yönelebilmektedir. Karaciğer yağlanması olan kişilerde aynı zamanda insülin direnci ve kilo problemi de var ise bu sorunlardan kurtularak yağlanma seviyelerini düşürebilmeleri için düzenli beslenmeye ayrıca önem vermeleri gerekmektedir. Üç ana öğünün haricinde insülin direncini kırabilmek ve açlık hissini kontrol altına alabilmek için kişinin bireysel ihtiyaçları da göz önünde bulundurularak 1 ile 3 arasında ara öğün eklenebilmektedir. Ara öğün olarak paketli ve hazır gıdalar tüketmek yerine beslenme programına süt ve süt ürünleri, meyveler, ceviz gibi yağlı tohumlu besinler kontrollü bir şekilde eklenmelidir.

7.3 Karbonhidrat seçiminizi doğru yapmaya çalışın.

Karbonhidratlar kendi aralarında basit karbonhidratlar ve kompleks karbonhidratlar olarak ikiye ayrılmaktadır. Basit karbonhidratlar şeker, beyaz ekmek gibi besinlerken; kompleks karbonhidratlar ise sebzeler, kuru baklagiller, tam tahıllı ekmekler, bulgur pilavı gibi besinlerdir. Basit karbonhidratlar vücudumuzda hızlı emilerek, kan şekerini hızlı bir şekilde yükseltirler. Kompleks karbonhidratlar ise yavaş emilerek, kan şekerinin daha yavaş yükselmesini sağlarlar. Kan şekerinin hızlı bir şekilde yükselmesi genellikle hızlı düşmesine neden olabilmektedir. Hızlı düşen kan şekeri, çabuk acıkmanıza ve tokluk hissedememenize sebebiyet verir. Basit karbonhidratların fazla miktarda tüketimi insülin direnci riskini arttırmaktadır. Ayrıca vücuda gereğinden fazla şeker ve şekerli besin alımı karaciğerin yağlanmasına sebebiyet vermektedir. Kompleks karbonhidratlar hem vücudun karbonhidrat ihtiyacını karşılamaya yardımcı olacak hem de uzun süre tok kalmanızı sağlayacaktır. Lif içeriklerinin zengin olması sayesinde ise karın bölgesindeki yağlanmayı önleyici etki göstermektedir. Biliyoruz ki karın bölgesindeki yağlanma karaciğer yağlanması için önemli risk faktörlerinden biridir. Bu nedenle basit karbonhidratlar yerine kompleks karbonhidratlara yönelmemiz önemlidir.

7.4 Glisemik indeksi düşük besinleri tercih etmeye çalışın.

Karbonhidrat tüketimi ile benzer gözükse de glisemik indeks atlanmaması gereken bir konudur. Çünkü karaciğer yağlanması olan hastaların birçoğunda insülin direnci de görülebilmektedir. 

Glisemik indeks, bir besinin karbonhidrat içeriğinin kan şekerimizi yükseltme hızıdır. Glisemik indeksi yüksek besinler kan şekerini hızlı yükseltirken, glisemik indeksi düşük besinler kan şekerini yavaş yükseltmektedir. Bulgur, tam tahıllı-çavdarlı-yulaflı ekmekler, sebzeler, bol lifli olan bazı meyveler glisemik indeksi düşük besinlerdir. Bu besinler tüketildiğinde pankreasın yoğun bir şekilde insülin salmasına gerek olmamaktadır. Ancak pirinç pilavı, makarna, beyaz ekmek,  şeker gibi besinler glisemik indeksi diğerlerine göre daha yüksek olan besinlerdir. Bu besinlerin fazla tüketimi pankreastan yoğun insülin salınımına neden olabilmektedir. Ayrıca glisemik indeksi düşük besinlerin genellikle lif içeriği tıpkı kompleks karbonhidratlar gibi yüksektir. Lif zengini besinleri beslenmenize katmanız kilo problemleri başta olmak üzere, kalp ve damar sağlığının korunması, kan şekeri düzensizliklerinin önlenmesi, karaciğer yağlanmasının önüne geçilebilmesi gibi birçok sağlık probleminde önleyici ve semptomları iyileştirici rol oynayabilmektedir. Pirinç yerine bulgur pilavı; beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmekler gibi besinlerin seçilmesi karaciğer yağlanması olan bireyler için doğru bir beslenme tercihi olacaktır.

7.5 Hücrelerinizin insüline karşı duyarlılığını arttırabilecek sağlıklı yağlara yönelin.

Karaciğer yağlanması olan kişilerin; kırmızı et, tereyağı, Hindistan cevizi yağı gibi doymuş yağ içeren besinleri dikkatli tüketmeleri gerekmektedir. Bunlar yerine; omega-3 yağ asitleri açısından zengin balık, ceviz-fındık gibi yağlı tohumlular, keten tohumu gibi besinler ile tekli doymamış yağ asitlerinden zengin zeytinyağı, avokado gibi sağlıklı yağlara yönelmeniz fayda sağlayabilmektedir. Özellikle balık tüketiminin karaciğer yağlanması seviyesinde azaltma ile karaciğer iltahaplanmasını azaltma sağladığı düşünülmektedir. Sağlıklı yağ içeriği zengin olan avokadonun ise hem kilo kontrolü konusunda yardımcı olabileceği hem de içeriği sayesinde karaciğer hasarını yavaşlatabileceği ileri sürülmüştür.

Yapılan birçok araştırma doymuş yağ içeriği zengin besinleri sık tüketen kişilerde karaciğer yağlanması riskinin artabileceğini göstermektedir. Ayrıca sağlıklı yağlar dediğimiz doymamış yağ asitlerini kontrollü bir şekilde tüketilmesi ise hücrelerimizin insüline karşı duyarlılığını arttırabilmektedir. Karaciğer ile insülin hormonu arasındaki ilişkinin oldukça önemli olduğunu karaciğer yağlanmasını tetikleyen nedenler konusunda incelemiştik. Bu nedenle sağlıklı yağlara yönelmeniz faydalı olacaktır. Ancak gereğinden fazla yağ tüketiminin kilo artışı, kalp ve damar hastalıkları ile karaciğer yağlanması riskinde artışa sebebiyet verebileceği unutulmamalıdır.

7.6 Paketli ürünleri hayatınızdan çıkarın

Karbonhidratların yapı taşlarından olan glikoz ve früktozun metabolizması farklıdır. Vücuttaki hemen hemen her hücre enerji için glikozu kullanabilirken, hiçbir hücre enerji için früktozu kullanamamaktadır. Vücuda girdikten sonra früktozu metabolize edebilen tek organ karaciğerdir. Aşırı früktoz ile yüksek kalori içerikli bir diyette karaciğere yorulmaya başlayacaktır. 

Paketli ürünlerin birçoğunda, şeker olarak nişasta bazlı früktoz ( yüksek früktozlu mısır şurubu) kullanılmaya başlamıştır. Nişasta bazlı früktozun kullanımındaki artışın en büyük sebepleri daha ucuz ve daha tatlı olmasıdır. Karaciğerin işleyebileceğinden fazla früktoz alımı; işleyemediği früktozu trigliseritlere çevirmesine neden olmaktadır. Fazla trigliseritler ise bir süre sonra karaciğerde yağ olarak depolanacaktır. Ayrıca, früktoz içerikli besinler tüketildiğinde glikoz içerikli besinlerin tüketilmesi durumunda olduğu gibi insülin hormonu salınmaz. Bu nedenle nişasta bazlı früktoz içerikli paketli ürünler kolay kolay tokluk hissi vermemektedir.

7.7 Gereğinden fazla meyve tüketmekten kaçının.

Meyve şekeri olan früktoz, meyvelerin içerisinde doğal olarak bulunmaktadır. Son yılların en çok tartışma konularından biri olan “meyve tüketmeli miyiz yoksa tüketmemeli miyiz” sorusunun nedeni meyvelerin früktoz içeriğidir. Son yıllarda birçok kişi eklenti şeker olan nişasta bazlı früktozun metabolizma üzerine olumsuz etkilerinin bulunması nedeniyle aynı durumun meyveler için de geçerli olduğuna inanıyor.  Ancak yapılan araştırmalar, früktozun vücuda zarar verebilecek ölçüde alınması durumunun meyve tüketimi ile oldukça zor olacağını belirtmektedir. Çünkü meyvelerde endişeye sebep olacak oranda yoğun früktoz bulunmamaktadır. Yoğun miktarda nişasta bazlı früktoz içeren hazır besinlerin tüketilmesiyle ise zararlı düzeye daha kolay ulaşılabileceği düşünülmektedir. Ayrıca burada dikkat edilmelidir ki meyve sadece früktozdan oluşan bir besin değildir. Yüksek lif içermesi, vitamin zengini olması ve tatlı isteğini gidermeye yardımcı olması ile meyveler beslenmemiz için oldukça önemli besinlerdir. Bu nedenle birçok uzman früktozun asıl zararlı etkilerinin yoğun miktarda eklenti şeker olarak kullanıldığı hazır gıdaları tüketmemiz halinde ortaya çıkacağını savunmaktadır.

Örneğin; bir adet elma( 100 gr) tüketildiğinde vücuda 52 kkal enerji ile 10.4 gr şeker alınmaktadır. Alınan şekerin yaklaşık olarak %50-60 ‘ını früktoz oluşturmaktadır. Yani 100 gr elma tüketildiğinde 5,2-6,2 gr civarında früktoz vücuda alınmış olur. Kalori içeriği düşük, lif ve vitamin zencini olan elma vücutta daha yavaş sindirileceği için tüketimi ile alınan früktoz da daha yavaş emilmektedir. Çiğnenme ve sindirilme aşamasının yavaş olması tokluk süresini de uzatacaktır. Ancak  bunun yerine hiçbir besin değeri olmayan 330 ml kola tüketildiğinde vücuda ortalama 200 kkal enerji ile 35,81 gr şeker alınmaktadır. Kolanın içerdiği şekerin yaklaşık 18-22 gr kadarını früktoz oluşturmaktadır. Lif içeriği olmayan ve yüksek kalori içeren bu tür içecekler çok hızlı emilir. Tokluk hissi vermezler. Meyve tüketiminin karaciğer için kola tüketimi kadar zararlı olabilmesi için en az 4 adet elma tüketmek gerekmektedir. Bu nedenle lif ve vitamin zengini bu besinlerin tüketimi ile vücuda alınan az miktarda früktoza karaciğer rahatlıkla tahammül edebilmektedir.

Bilgi notu:

Eğer kişide karaciğer yağlanması durumu gelişmiş ise meyve tüketimi konusunda da dikkatli olması ve aşırıya kaçılmaması önerilmektedir. Özellikle meyvelerin suyunu değil posasıyla birlikte taze tüketilmesi gerekmektedir. Yağlanmanın derecesine göre diyetisyeninizin önereceği meyve porsiyonlarına uymanız karaciğer yağlanmasının beslenme tedavisinde önemli noktalardandır.

Healthline, Is Fructose Bad for You? The Surprising Truth [ Git ]
Healthline, Apples 101: Nutrition Facts and Health Benefits [ Git ]
Sfgate, Products That Contain Fructose [ Git ]

7.8 Gereğinden fazla protein tüketiminden kaçının.

Karaciğer yağlanması, böbrek hastalıkları ve bazı protein metabolizması ile ilgili olan hastalıkların derecelerine göre protein kısıtlanması önerilmektedir. Vücuda fazla miktarda alınan proteinler, protein olarak depolanamazlar. Bu nedenle yağ asitlerine dönüştürülerek depolanmaları gerekmektedir. Proteinlerin yağa dönüştürülmesi görevi de büyük ölçüde yine karaciğer organımıza düşmektedir. Fazla protein alımının karaciğer yağlanmasına neden olarak karaciğeri yorması protein metabolizmasındaki rolünden kaynaklanmaktadır. Ayrıca gereğinden fazla protein tüketimi sonucu proteinlerin atık ürünü olan üre açığa çıkar. Üre vücuttan karaciğer ve böbreklerimiz yolu ile atılmak zorundadır. Proteinlerin gereğinde fazla tüketilmesi bu atık ürünü vücuttan uzaklaştırmaya çalışan organlarımızın yorulmasına sebebiyet verebilmektedir. Sporcular, gelişme çağında olanlar, hamileler, emzirenler ve bazı sağlık problemleri olanlar için bu miktar artabilse de genellikle vücuda alınan toplam enerjinin %10-15 civarını proteinlerin oluşturması önerilmektedir. Karaciğer yağlanması durumunda yağlanmanın derecesine göre protein alımı kısıtlanabilmektedir. Bu sayede karaciğer gereğinden fazla yorulmayacaktır. Gereğinden fazla protein alımı riski olduğu kadar yetersiz protein alımı da oldukça riski durumlara neden olabilmektedir. Bu nedenle size uygun olan tüketebileceğiniz güvenilir protein miktarını diyetisyeniniz ile belirlemeniz uygun olacaktır. Ayrıca, fazla protein alımının kolesterol yüksekliği açısından da bir risk faktörü olduğunu unutmamak gerekir.

Protein alımınızı dengelemenin dışında, etlerin yağsız kısımlarını tercih edebilir; kızartma- kavurma yöntemleri yerine daha sağlıklı pişirme alternatifleri olan fırında veya haşlama yöntemlerini tercih edebilirsiniz. Ayrıca hayvansal protein kaynaklarındansa bitkisel protein kaynaklarına yönelebilirsiniz. Bitkisel protein kaynaklarının başında kuru baklagiller gelmektedir.

Healthline, A Complete Guide to a Low-Protein Diet [ Git ]

7.9 Kahve tüketimi ile karaciğer yağlanmasının önlenebileceği düşünülmektedir.

Yapılan bazı araştırmalar, kontrollü bir şekilde kahve tüketen kişilerin az veya hiç kahve tüketmeyen kişilere göre daha düşük karaciğer yağlanmasına sahip olduklarını göstermiştir. Bu çalışmaların sonuçlarına bakıldığında karaciğer yağlanması için faydalı olabilecek güvenilir kahve tüketim miktarı kesin olarak belirlenememiştir. Karaciğer yağlanması üzerine kahve tüketiminin olumlu etkilerinin gösteren araştırmalar bulunsa da hala kesinlik kazanmamıştır. Bu nedenle kafein alımının riskli olacağı herhangi bir sağlık probleminiz yoksa Türk kahvesi, filtre kahve gibi kahveleri tüketebilirsiniz. Ancak tükettiğiniz kahvelerin krema ve şeker içermemesine dikkat etmelisiniz. Kahve antioksidan içeriği yüksek besinler arasında yer alır. Bazı durumlarda antioksidan içeriği yüksek besinler tüketmenin karaciğer yağlanmasını önleyici etkileri olabildiği belirtilmiştir. Ayrıca kahve tüketiminin metabolizma hızlandırıcı etkileri olduğu da düşünülmektedir. Metabolizmanızın hızlanması kilo verme konusunda size destek olabilmektedir.

Mayo Clinic, Nonalcoholic fatty liver disease [ Git ]

7.10 Antioksidan içeriği zengin besinlere beslenmenizde yer verebilirsiniz.

Yağlanmanın artması sonucu karaciğer hücreleri zarar görebilmektedir. Meyveler, sebzeler başta olmak üzere antioksidan zengini bazı besinlerin hücreleri hasardan koruyabileceği düşünülmektedir. Özellikle kontrollü şekilde antioksidan bir vitamin olan E vitamini alımının karaciğer yağlanması gelişiminde önleyici olabileceği ve hatta karaciğer yağlanması bulunan bireylerde iyileşme sağlayabileceği öne sürülmüştür. Besin yolu ile E vitamininin en güzel kaynakları doymamış yağ içeren gıdalardır.  Badem gibi yağlı tohumlular, zeytinyağ, avokado, keten tohumu gibi besinler E vitamininden zengindir. Çiğ sarımsak antioksidan içeriği sayesinde insülin duyarlılığını arttırabilmektedir. Bu sayede karaciğer yağlanması üzerinde olumlu etkileri olabileceği düşünülmektedir. Dünya Gastroenteroloji Dergisi’nde yayımlanan sona araştırmalara göre ise antioksidan zengini yeşil çayın denekler üzerinde kilo alımını yavaşlattığı, vücut yağ seviyeleri ve insülin direncini azalttığı  belirtilmiştir.

E vitamini başta olmak üzere antioksidan besinlerin, gıdalarla kontrollü bir şekilde alınması karaciğer yağlanması üzerinde fayda sağlayabilmektedir. Ancak takviye olarak E vitamini alımı durumunda mutlaka doktorunuza danışmalısınız. Çünkü bilim insanları hala antioksidanların faydaları üzerinde çalışmalar yapmaya devam etmektedir. Genellikle gıda olarak alınmasının faydaları bilinirken takviye olarak antioksidan alımının faydaları kesin olarak bilinmemektedir. 

Webmd, How to Eat Right With Fatty Liver Disease [ Git ]

7.11 Daha fazla yeşillik tüketin.

Karaciğer yağlanması tedavisinde sebze tüketiminin rolü oldukça önemlidir. Lif içeriği zengin, uzun süre tok kalmamıza yardımcı olan ve düşük kalori içeren bu harika besinleri öğünlerinize eklemeniz gerekmektedir. Sebze tüketimi lif alımının en iyi kaynaklarından biridir. Tıp ve sağlık konularında bilime dayalı tavsiyeler sunan Tıp Enstitüsü Mayo Clinic günlük alınması gereken lif miktarını 50 yaş altı kadınlar için 25 gr,  erkekler için ise 38 gr olarak belirtmiştir. Yüksek lifli bir diyet uygulamak; bağırsak hareketlerini düzenleyerek bağırsak sağlığını korur, kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcı olur, kan şekerinin kontrol altına alınmasını sağlar ve kilo kontrolünün sağlanmasına destek olur. Lif alımının faydalı olduğu durumların birçoğu karaciğer yağlanmasın kontrol altına alabilmemiz için önlenmesi ve dengeye alınması gerekli olan problemlerdir. Bu nedenle lif alımı karaciğer yağlanmasının önlenebilmesi ve oluşmuş karaciğer yağlanmasının azaltılabilmesi için oldukça önemlidir.

Mayo Clinic, Dietary fiber: Essential for a healthy diet [ Git ]

7.12 Detoksifiye edici, karaciğeri iyileştiren besinlerin tüketimini arttırın.

Brokoli, brüksel lahanası, karnabahar, roka, su teresi, enginar gibi besinler karaciğer hücrelerinin sağlığı için destekleyici olabilmektedir. Yine sarımsak, soğan gibi kükürt bakımından zengin besinler detox etkiye destek olması sayesinde karaciğer yağlanmasının önlenmesi ve iyileştirilmesinde rol oynamaktadır. 

Medical News Today, What to eat for a fatty liver [ Git ]
Dietary Broccoli Lessens Development of Fatty Liver and Liver Cancer in Mice Given Diethylnitrosamine and Fed a Western or Control Diet Yung-Ju Chen, Matthew A Wallig, Elizabeth H Jeffery The Journal of Nutrition, Volume 146, Issue 3, 1 March 2016, Pages 542–550, [ Git ]

7.13 Alkol tüketimini azaltın.

Aşırı miktarda alkol tüketimi karaciğer hücrelerine zarar verebilmektedir. Karaciğer hasarı zamanla karaciğerde yağ birikmesine, iltahaplanma ve siroza neden olabilmektedir. Eğer kişide karaciğer yağlanması gelişmiş ise az miktarda alkol alımı dahi karaciğer hasarını arttırabilmektedir.

7.14 Gereksiz ilaç kullanımından kaçının.

Çoğu ilaç sindirim sistemimiz tarafından metabolize edildikten sonra karaciğerde parçalanır. Bu nedenle yanlış kullanılan ilaçlar karaciğerinize zarar verebilmektedir. Doktorunuza danışmadan ilaç kullanmamaya özen gösterin.

7.15 Su tüketimini ihmal etmeyin.

Bütün organlarımızın olduğu gibi karaciğerin de sağlıklı çalışabilmesi için suya ihtiyacı vardır. Filtreleme görevi gören karaciğerin bu görevini gerçekleştirebilmesi için yeterli su alımı önemlidir.

7.16 Hareketli bir yaşam tarzı benimseyin.

Günlük düzenli olarak yapılan egzersizler insülin direncini kırmaya ve karaciğer yağlanmasını azaltmaya yardımcı olmaktadır. Ayrıca kilo kontrolü sağlamanıza da destek olarak karaciğer yağlanmasının en büyük tetikleyicilerinden olan fazla kilonun azaltılmasını sağlayacaktır. Temmuz 2012 tarihli Hepatoloji Dergisinde yayımlanan bir makalede ise egzersiz yapmanın kişide hiç kilo kaybı olmasa bile karaciğer yağlanmasını azaltıcı etkileri olduğuna dair bulgular olduğu belirtilmiştir.

7.17 Kolin açısından zengin bir diyet

Kolin yeni keşfedilmeye başlayan bir besin maddesidir. Vücudumuz için önemli görevleri bulunan , B grubu vitaminlerle benzerliği ile bilinen bir maddedir. Bazı kaynaklarda ise J vitamini olarak adlandırılmaktadır. Kolin, vücudumuzdaki kimyasal reaksiyonların birçoğunda kullanılır. Sinir sistemi üzerinde önemli görevleri bulunmaktadır. Hücre yapısı, hücre mesajlaşması, DNA sentezi  üzerinde rol oynamaktadır. Ayrıca karaciğer fonksiyonları, beyin ve hafıza sağlığı, kas hareketleri ile metabolizmayı da etkilemektedir. Karaciğer, kolin metabolizması ve depolanması için önemli bir organdır. Kolin eksikliği ile karaciğer yağlanması nın ve hasarının ilerleyişi üzerinde araştırmalar devam etmektedir. Bu araştırmaların bir kısmı kolin eksikliğinin karaciğerde yağ birikmesine sebebiyet verebileceğini göstermektedir.

Kolinin bir kısmı vücudumuz tarafından üretilse de kolin eksikliği yaşamamak için besinler aracılığıyla vücuda alınması gerekmektedir. Günlük alınması gereken kolin kadınlar için 425 mg, erkekler için 550 mg olarak belirtilmiştir. Ancak bu belirtilen gereksinim ortalama miktardır. Kişiden kişiye göre kolin ihtiyacı değişiklik gösterebilmektedir. Kolin eksikliği; karaciğer yağlanması ve hasarı gibi sonuçlara sebebiyet verebilse de önerilen seviyelerin altında kolin alımının karaciğer hastalıkları riskini arttırdığı henüz kesin değildir.

Yapılan bir çalışmada, menapoz sonrasında kolinden yetersiz bir diyet ile beslenen kadınların karaciğer hasarı ve karaciğer yağlanması görülme riskinde artış olduğu belirtilmiştir. Menapoz sonrası dönemden bahsedilmesi, östrojen hormonunun azalması ile ilgilidir. Çünkü östrojen hormonunun kolin üretimine yardımcı olduğu düşünülmektedir. Ayrıca aynı araştırmada gözlemlenen kadınların yeterli kolin alımı sağlandığında karaciğer yağlanması ve hasarı ile ilgili belirtilerin ortadan kaybolduğu görülmüştür.

Yeterli kolin alımı ve karaciğer sağlığı üzerine yapılan araştırmalar gün geçtikçe artmaktadır. Henüz kesinleşmese de Kolin alımının bazı durumlarda hastalığın ilerleyişini durdurabilmesi ve ortadan kaldırabilmesi karaciğer yağlanmasında beslenme tedavisi açısında umut vaadetmektedir. Kolin eksikliği açısından risk altında bulunan kişiler özellikle; sporcular, fazla miktarda alkol kullananlar, menapoz sonrası kadınlar ve hamile kadınlardır.

Bilgi notu :

Kolinin en iyi besin kaynakları; yumurta, somon, sığır ve tavuk karaciğeri, karnabahar, brokoli gibi besinlerdir.

Healthline, What Is Choline? An Essential Nutrient With Many Benefits [ Git ]
Choline Metabolism Provides Novel Insights into Non-alcoholic Fatty Liver Disease and its Progression Karen D. Corbin and Steven H. Zeisel Curr Opin Gastroenterol. 2012 Mar; 28(2): 159–165 [ Git ]